Bin Gözle Sevdik Birbirimizi, sevgililer arasında söyleşme niteliğinde arabesk bir polisiye çiftlemesidir. Çiftleme,”Parlak” kodadıyla tanınan, çok dilli, çok eşli ve kadın olduğu için sistemi tehdit eden yasadışı bir karakterin hikayesidir. Sevgilisini korumak için yasaları çiğnemekten başka çaresi yoktur.


SEDİR: İlk hikaye İstanbul’da Ortaköy camii’nde başlar. “Sanatı sevmek, yaşamı suç” olan pırıltılı güzel kadın, Parlak, kıskanç kocasından saklanmak için sığındığı caminin üst katında âşığı ile sevişir. Elinde bıçak, onu gördüğü yerde öldürmeye niyetli kocasından kaçarken, Ortaköy’lü, “adaletin suçu kurallarıyla işleyen suçlulara çok şey borçlu” olduğuna inanan özel hafiye Nazar’ın bürosuna sığınır. Nazar, farkına varmadan Parlak’ın ağına düşer. “Gölge” lakaplı bir sanat hırsızına çalışan uyuşturucu müptelası katiller “Bıçak” ve “Siyah”ın, antika bir piyanoyu çalarak aynı anda Ortaköy’e kaçırmaya kalkışmasıyla ortalık kana bulanır.



DİVAN: İkinci hikaye İstanbul’da karşı yaka Kandilli’de yıllar önce geçer. Kızlar için yatılı okul olarak kullanılan görkemli bir Saray korkunç bir yangınla harabe olur. Saray’ın tapusu üzerindeki yolsuzlukları ve Osmanlı hanedanının tek Divan sahibi kadın şairine ait sırları ortaya çıkaran bir tarih öğretmeni yangından sonra öldürülmüş olarak bulunur. Cinayet silahının “Parlak” lakabıyla bilinen öğrenciye ait olduğu kesinlik kazanır. Okulda kuralları sürekli çiğnediği, kızlarla sevgilileri arasında yasak mektupları taşıdığı için zaten iki de bir disipline sevkedilen Parlak, öğrencilerin yangın arifesinde sahneledikleri “Saray’dan Kız Kaçırma” adlı oyun esnasında ortadan kaybolur. Kız lisesindeki cinayet, o sırada henüz genç bir sanat hafiyesi ve amatör ornitolog olan Nazar ‘ı, sanat hırsızlarına dehşet saçan bir özel hafiye yapan yolun başıdır.



“OKUR SONUÇTAN MEMNUN KALARAK ALKIŞLAYACAK PERDENİN İNİŞİNİ”

“Bin Gözle Sevdik Birbirimizi Şenyener’in yazım anlayışının karakterlerini barındıran oyuncaklı bir anlatı. Etkilendiği yazarlara romanlara göndermeler yapmayı, hikayelerine polisiye ve fantastik unsurlar katmayı, merak uyandırmayı, tarihe uzanmayı, kısacası kurmacanın oyun yanını seviyor Şenyener… sadece oyunla kalmıyor. Bütün romanlarında olduğu gibi gerçek hayatla, siyasetle ve toplumla bağlarını koparmamış… Şenyener’in anlatısında belki de en çekici ve sevimli yanı anlandırdığı –parodik/ detektif tiplemelerinde. İlk romanında hikayeye ruhuyla katılan düşük çeneli Osmanlı casusu Arap Muhmut üstlenmişti detektiflik rolünü. Kalbim Çırılçıplak üçlemesinin kahramanı Edebiyat tutkunu, “aşk detektifi” Simontaut olmuştu. Bu kez sanat ve eski eserler uzmanı, kuş dili meraklısı, rind bir İstanbul beyefendisi yaratmış."
A. Ömer Türkeş, Radikal Kitap, 8 Ağustos 2014

“Aşk, Tarih, Esrar bu kitapta. .. usta kalemi ile yakaladığı başarıyı harmanlarken, ortaya okuma tadı bırakan bir eser çıkarmış. Farklı anlatım kalıbı ile okuyucunun gözdesi bir yazar sıfatını kazanan ..
son yıllarda yazılmış betimlemesi zengin kitaplar arasında Bin Gözle Sevdik Birbirimizi… kitapseverin aradığı her şey mevcut.”

Burçak, 17 Ağustos 2014

“Şenyener, İstanbul’u aşk ve noir’la tanımlıyor, Boğazın iki yakasından çifte polisiye, ‘doğulu bir western’ ile.”
Varlık, Eylül 2014

“Tutkumuz tutsaklığa muhalefet”
Cemre Nur Meleke, 14 Eylül, Vatan Kitap

"EDEBİYATIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜLEYİCİ İLK GÖRÜŞTE AŞK SAHNESİ DOĞAR ŞENYENER’İN KALEMİNDEN:

‘İlk bakıştığımızda yüzlerce göz doğdu altın mavi gözlerinden, bir değil, iki değil, on değil, yüz aşık gözüyle baktı, her biri ötekinden tutkulu, ötekinden mükemmel, yüz gökkuşağı dolusu aşk vaat eden. Asma bahçenin alt kapısında, tavusların yolunda karşılaştı gözlerimiz. Onu ilk öyle gördüm. Çevresinde yaban gülleri, mor salkımlar, manolyalar düzensiz bir çoşku. Tavuslar onun gözlerini kıskandı, rekabete giriştiler,her biri kaldırdı yelpazesini titreterek. Bin göz olup sardılar çevremizi. Bin gözle sevdik birbirimizi. Dudaklarımız birbirini yakaladığında gözlerimizi kapatamadık, gözlerimiz kapatılamayacak kadar çoktular. Onu ilk öyle sevdim’ " (Sayfa 53)
Elif Tanrıyar, IstanbulArtNews, Eylül 2014

 

We Loved Each Other With A Thousand Eyes is an Arabesque double-thriller that takes place on the two facing sides of the Bosphorus. These twin stories are about a girl-gone-bad named “Lusty,” who is a threat to the system simply because she is a woman. She falls in love with a man she is not allowed to - and to protect him she has to break the law.

SEDİR: The first story, “Sedir,” is set in the grand mosque in İstanbul’s Ortaköy. It opens with Lusty taking her lover upstairs in the mosque, where she commits adultery.  She is a candescent beauty for whom “crime is a way of life and art is a way of loving.” Her murderously jealous husband stalks her in the neighbourhood’s narrow streets. Lusty turns for help to Nazar, a private eye who specializes in recovering stolen works of art. Nazar, who believes that justice “owes a debt to its great criminals,” becomes entangled in Lusty’s carefully woven net. Lusty succeeds in getting her jealous husband arrested by the pompous chief detective of the antiquities police, who is famous for getting the wrong man. The plot turns deadly when a petty thief known as “Black,” and his violent sidekick, nicknamed “The Knife,” are commissioned to steal an antique piano by the underworld’s greatest art thief , “The Shadow.”

DIVAN*: The second story, “Divan,” is a prequel that takes place years earlier in İstanbul’s Kandilli, right across the Bosphorus on the Anatolian side. It starts with the great blaze that burns down the grand Ottoman palace of Kandilli, which is now a girls’ boarding school. When the flames die down, the school’s history teacher is found shot to death in the smouldering ruins. It was he who had uncovered the secrets of the palace’s original owner - the only Ottoman princess ever to publish her own “divan,” or anthology of poems. The murder weapon, an antique rifle, points to one of the girls at the school, a teenaged student nicknamed Lusty. An inveterate trouble-maker, she had disappeared the night before the fire while her fellow students staged Mozart’s opera “The Abduction from the Seraglio.” The murder will change the life of the young private eye, Nazar, when he unwittingly encounters mysterious Lusty for the first time. From that moment on he will devote his life to recovering stolen antiquities with almost inexplicable success…

“READER WILL APPLAUD WHEN THE CURTAIN FALLS”

“With its playful and fun narrative, We Love Each Other With A Thousand Eyes is a typical Senyener work. She constructs her text from historical research while never detaching herself from the politics and society of the present-day, and engages her readers with fantastical noir-ish elements. Maybe the most sympathetic and attractive side of her story-telling is her detective characters. Just like the garrulous and paradoxical Ottoman spy, Mahmoud the Arabian, who narrates with his soul (in “Letters Writ by a Turkish Spy”); or the literature-loving “love detective” Simontaut of the “My Heart Stark Naked” trilogy, this time she has created an Istanbul gentleman, an art and antiquities specialist and an amateur ornithologist, who is just-so… She has created a pleasurable read.”


A. Ömer Türkeş, Radikal Kitap, August 8, 2014

“Love, history and mystery: With her unique story-telling style, Şenyener recreates the pleasure of reading…It’s one of the most richly narrated books of recent years… it is everything a book lover desires.”
Burçak, August 17, 2014

“Şenyener’s Istanbul is a synonym for love and noir – a double thriller, 'an Easterly-Western’ across the Bosphorus.”
Varlık, September 2014

“Opposition to obedience is our obsession”
Cemre Nur Meleke, Vatan Kitap, September 14th

“IN THE FOLLOWING LINES, ŞENYENER PENS THE MOST CAPTIVATING SCENE OF LOVE-AT-FIRST-SIGHT SINCE THE BIRTH OF LITERATURE:

‘See, what pours from his eyes in plenty, his gold-blue eyes. When his eyes met mine, many more eyes, like his, not one, not two, not ten, but hundreds, each more looking than the one before, each more seeing than the one before, each more loving than the one before, a hundred eyes poured out... hundreds. In each bloomed a rainbow flickering light. Eyes met eyes on the peacocks’ path at the lower door of the hanging garden. I first met him then. Among wild roses, amidst wisteria bushes, under magnolia trees. Competing peacocks circled us with their tails wide-open, each fanning. Each tail made a thousand eyes. We loved each other with a thousand eyes. Then our lips caught each other. The eyes stayed wide awake. Our eyes were too many to shut. I first loved him then.’ “ (Page 53) Elif Tanrıyar, IstanbulArtNews, September, 2014

*Divan: In Arabic, ‘divani’ is a calligraphic variety of Arabic script. In Hindi, ‘divan’ means a publication of the ‘Sarai,’ or seraglio. In Turkish, a ‘divan’ not only means the main seat of government – the origin for the Modern English ‘divan’ – but also an anthology of courtly poetry.

 
 

Labirent / Pipo Serisi 2014

First edition 2014
 
 
Ana Sayfa / Main Page Romanlar / Novels Haberler / Reviews
Sanat Polisiyeleri / Art Thrillers Biyografi / Biography
 
 
 
© Copyright Sebnem Senyener
Fotoğraf/Photograph By: Lisa Rinzler - Tasarım/Designed By: Melek Saraçoğlu